Ancak bazı faktörler düşük, ölü doğum, rahim içi büyüme geriliği ve erken doğum gibi hamilelik komplikasyonları riskini arttırma eğilimindedir.
Bu faktörlerin bazıları yaş gibi büyük ölçüde bizim denetimimizin dışındadır. Sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımı gibi diğer faktörlerden kaçınmalısınız.
Yaş özel bir dikkat gerektiriyor, çünkü günümüzde birçok kadın hamileliği 30 lu, hatta 40 lı yaşlara erteliyor. Bu ne kadar güvenlidir? Yine, 35 yaşından büyük sağlıklı kadınların büyük çoğunluğu sorunsuz hamilelikler geçirmektedir. Bu kadınların çoğu hamileliğini planladığı için, genellikle motivasyonları çok yüksektir ve kendilerine özellikle iyi bakarlar.
Ancak anne ve çocuk için risk artmaktadır.
35 yaşından büyük kadınlarda şeker ve yüksek tansiyon genç kadınlara göre daha sık ortaya çıkmaktadır. Düşük ve ölü doğum oranı biraz daha yüksektir. Erken doğumu gerektiren nadir bir durum olan plasenta previa yaşlı annelerde daha yaygındır.
Doğum sancıları da ilk kez anne olan daha yaşlı kadınlarda biraz daha uzun sürmektedir.
Onlu yaşlardaki kadınlar da hamilelik komplikasyonları açısından yüksek risk altındadırlar. Genç annelerin kendilerine dikkat etmeye daha az özen gösterdikleri düşünüldüğünde, risk tamamen yaşla ilişkili olmayabilir. Bu genç kızlar yetersiz diyetler uygulamakta, doğum öncesi bakıma pek az ilgi göstermekte ya da hiç göstermemektedirler; sonuç olarak preeklampsi ve eklampsi sık sık toksemi olarak adlandırılan, potansiyel olarak öldürücü bir durum daha fazla görülmektedir. Onlu yaşlardaki hamile kadınların da düşük, rahim içi büyüme geriliği, ölü doğum ve erken doğum oranları birkaç yaş daha büyük kadınlara göre daha yüksektir.
Yetersiz diyet doğum kilosu düşük bir bebek doğurma riskinizi arttırır, bu bebeği enfeksiyona, hastalığa ve ölüme daha açık hale getirir. Yeterli kilo alamamak, bebeğinizi kötü bir şekilde etkileyebilir. Doktorların çoğu 9 ila 13 kilo arasında kilo alınmasını, ortalama olarak 11 kilo alınmasını tavsiye ediyor. Yaşamınızın büyük kısmında kötü beslendiyseniz, hamilelik sırasında uygulanan iyi beslenmeye rağmen bebeğiniz bunun etkilerini hissedebilir.
Sigara içenlerin bebekleri daha küçük olma eğilimindedir. Ayrıca, sigara içen bir kadın-da düşük ya da ölü doğum riski sigara içme-yen bir anneye göre biraz daha yüksektir.
Alkol, gelişmekte olan bebekte anormal değişikliklere yol açabilir. Fetal alkol sendromu, doktora içki alışkanlıklarının daha ılımlı olduğunu söyleyen annelerin bebeklerinde de ortaya çıktığı bilindiği halde, en fazla alkoliklerin ve aşırı içenlerin bebeklerinde görülmektedir. Bu bebeklerde yüz anormallikleri, kol, bacak ve kalp kusurları görülmektedir. Bazılarının büyümesi geri kalmakta ve ayrıca zeka geriliği de görülmektedir.
Kafein; kahve, çay, çikolata ve kolada bulunan bir uyarıcıdır. Çok kahve tüketen kadınların bebekleri ortalamadan biraz daha küçük olma eğilimindedir. Ancak bu kadınlar genellikle sigara da içtikleri için, kafeinin düşük kilodan sorumlu olup olmadığı bilinmemektedir.
Röntgenden gelen radyasyon cenine zarar verebilir. Bu nedenle mümkünse karına yönelik röntgenden kaçının.
Doktorlar artık röntgenin cenin üzerindeki potansiyel tehlikelerinin tamamen farkındadırlar. Ayrıca, donanım daha az radyasyonu gerekli hale getirecek şekilde geliştirilmiştir. Bu faktörler birleşerek, hamile bir kadının röntgen muayenesi gerektiren tıbbi bir sorunu olduğunda, röntgen muayenelerini güvenli hale getirmişlerdir.
Hamileyseniz, diş, baş ya da kol ve bacaklar için röntgen çektirmeniz güvenlidir. Modern teknikler karnınızı korur ve vücudunuzda röntgene maruz kalan tek kısım röntgenin odaklandığı bölge olur.
Doğum kusurları tüm yeni doğanların yüzde 2 ila 3 ünde ortaya çıkmaktadır. Bazı kusurlar annenin yaşıyla ilişkilidir. Örneğin, 30 yaşındaysanız, mongol bir bebeğe sahip olma şansınız 885 de l dir, ama 40 yaşın üzerindeyseniz olasılık 109 doğumda l dir.
Doğum kusurları riskinin, hamile kadın tarafından alınan bazı ilaçlarla, şeker, rahim için enfeksiyonları ve alkolizm gibi hastalıklarla arttığı bilinmektedir.
Alıntı :http://www.saglikbilgisi.com/makale/Gebelik+ve+Risk+Fakt%C3%B6rleri
Bu nedenle, doktorunuz onaylamadıkça ilaç almaktan kaçının. İlacın zorunlu olduğu bir rahatsızlığınız varsa, doktorunuz bebeğinizi gereksiz yere tehlikeye atmadan sorununuza yardımcı olacak bir ilaç seçecektir.
Bazen ceninin bir ilaca maruz kalmasının etkileri yıllarca ortaya çıkmayabilir. Dietilstilbestrol (DES) alan kadınların kız çocuklarında ortaya çıkan durum budur. Bu ilaç düşük tehlikesi olduğu düşünülen ya da daha önce düşük yapmış kadınlara yaygın bir şekilde veriliyordu. 1970 lerde, gelişme çağındaki bir çok kızda ve genç kadında olağandışı vajina, rahim boynu ve rahim değişiklikleri olduğu teşhis edildi. Ortak noktaları, annelerinin hamilelik sırasında DES almış olmalarıydı.
Cenini ters bir şekilde etkilediği bilinen ilaçlara teratojenler denir. Genel olarak, ilaç almanın en tehlikeli olduğu zaman hamileliğin ilk üç ayıdır, çünkü cenin gelişimi o zaman gerçekleşir ve cenin zedelenmeye çok açıktır. Ancak, aspirin gibi bazı ilaçlar hamileliğin daha sonraki dönemlerinde daha tehlikelidir.
Tıbbi bir rahatsızlığı tedavi etmek için mutlaka gerekli olmadıkça, hamilelik sırasında çoğu ilaçtan kaçınmak gerekir, ama bazı durumlarda ilaçlar cenine zarar vermekten çok yararlı olabilir.
Ceninin kalp atım hızındaki bazı anormallikler, annede kalp anormalliği olmasa bile, anne aracılığıyla kalp ilaçları uygulanarak tedavi edilebilir. Aynı şekilde, doktorunuz, tıbbi bir sorun nedeniyle doğumun gebeliğin 32. haftasından önce suni olarak başlatılması gerektiğine karar verirse, bebeğin doğumdan sonra nefes
alabilmesini sağlamak için bebeğe doğumdan önce kortikosteroid ilaçlar verilebilir.
Bazen hamilelikte ilaçlardan kaçınmak mümkün olmayabilir. Bazı kadınlarda ilaç gerektiren şeker ya da hipertansiyon gibi kronik hastalıklar vardır. Birçok hamile kadında antibiyotiklerin kullanımını gerektiren idrar enfeksiyonları ortaya çıkar. Ve doktorlar sık sık virütik bir hastalık nedeniyle yüksek ateşi olan hamile hastalarına asetaminofen almalarını önerir, çünkü uzun süren yüksek ateş cenin için potansiyel olarak tehlikelidir. Aşağıda doğum kusurlarına yol açtığı bilinen ya da yol açtığından kuşkulanılan bazı ilaçlar belirtilmiştir.
lsotretinoin (Accutane) akne için kullanılan bir ilaçtır. Kalp hastalığına ve ciddi yüz ve kulak anormalliklerine yol açabilir.
Antibiyotik streptomisin hamile bir kadın tarafından uzun süre kullanıldığında sağırlığa yol açabilir; tetrasiklin kemik büyümesinin geri kalmasına neden olabilir ve diş rengini değiştirebilir.
Dicumarol kalp rahatsızlığı ya da aşırı kan pıhtılaşması olan bazı hastalar tarafından kullanılan bir antikoagülandır [kanın pıhtılaşmasını önleyen ya da geciktiren madde]. Anormal yüz uzuvları ve zeka geriliği bu ilacın kullanımıyla ilişkilendirilmektedir.
Nöbetli hastalıklar (epilepsi) için kullanılan, konvülsiyonları önleyici bir ilaç olan dilantin tümörlere, büyüme geriligine ve başka anormalliklere yol açabilir.
Su tutulması sorun olduğunda kullanılan diüretikler, aşırı kullanıldıklarında ceninin beslenmesini etkileyebilirler.
Metiltestosteron dişi ceninde erkek özelliklerinin gelişmesine neden olabilir.
Sakinleştiriciler doğumdan sonra aylarca devam eden titremeler yaratabilirler.
Valium depresyona yol açabilir.
Bu eksiksiz bir liste değildir. Herhangi bir ilacı almadan önce mutlaka doğum uzmanınıza danışın.
Alıntı :http://www.saglikbilgisi.com/makale/Gebelikte+%C4%B0la%C3%A7+Kullan%C4%B1m%C4%B1
Genler: Kalıtım kolesterol seviyeleri üzerinde önemli bir etkendir. Araştırmacılar aile ile ilişkili hypercholesterolemia ve diğer ailevi kolesterol bozukluklarından dolayı tüm dünya da her yıl 10 milyon orta yaşlı insanın öldüğüne inanmaktadırlar.Bazı kişiler Karaciğerde LDL alıcılarının eksikliği ile doğarlar.Bu yüzden karaciğerin filtre kapasitesi sınırlıdır. Başka karaciğer bozuklukları da kolesterol seviyelerini etkilerler.
Tiroid hastalıkları, diabet gibi bazı genetik faktörlerde kolesterol seviyelerini arttırıcı etki gösterebilirler.Bu sebeple ailenin tıbbi öyküsünün bilinmesi önemlidir.Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyuküsü varsa
koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artmaktadır.
Yağlı Yiyecekler. Eğer yağlı yiyecekleri çok fazla tüketiyorsanız kanınızdaki LDL seviyeleri yükselecektir. Kolesterol et, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunur.Bunları tükettiğinizde vücudunuz daha çok sature yağ ve kolesterol emer.
Hareketsiz yaşam tarzı. Diyet kadar önemli bir risk aktörüdür. İstatistikler fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direk ilişki olduğunu göstermektedir. fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL düşük, LDL yüksektir ve koroner arterlerde plaklar oluşmaktadır.
Aşırı Kilo. Ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarları oldukça yüksektir. amerikan Kalp Birliği aşırı şişmanlığı kalp-damar hastalıkları açısından büyük risk faktör olarak kabul etmektedir.Çünkü aşırı şişman kişiler hareketsizdirler ve beslenme alışkanlıklarında yağlı yiyeceklerin payı çok yüksektir.Bu da arterler de plaklar oluşumunu hemen hemen garantilemektedir.
Sigara. Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk grubundadırlar. Sigara içenlerin arterlerinin iç duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ tutulumuna sebep olur. Sigara içenlerde HDL miktarları yaklaşık olarak %15 azalmaktadır. Genellikle hareketsiz yaşantı tarzına eğilimlidirler. Düşük HDL düzeyleri ile tütünün toksik etkileri bir araya geldiğinde kalp krizi riskinin arttığı görülmektedir.
Aşırı Alkol Tüketimi. Ilımlı miktarlarda tüketilen alkolün(özellikle günde bir-iki bardak kırmızı şarabın) yararı,aşırı miktarlarda tüketilen alkolun ise karaciğere zararı ve kolesterol ve trigliserid düzeylerini yükseltici etkisi vardır.
Yaşlanma. Yaşla beraber genellikle kolesterol düzeylerinde de artış görülür. 45yaş ve daha üstündeki erkekler, 55 yaş ve daha üstündeki bayanlar her yıl kolesterol seviyelerini ölçtürmelidirler.Ayrıca sigara ve hareketsizlik gibi diğer risk faktörlerden mümkün olduğunca uzak durmalıdırlar.
Cinsiyet.Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL düzeyleri görülme sıklığı artar.
Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülür.
Ancak hormon replasman tedavisi yapılan kadınlarda kolesterol düzeyleri azalmaktadır.
Uzun Süreli Hastalıklar. Kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden olabilirler.Çalışmalar diabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidizm'in kandaki lipoprotein dengesini değiştirdiğini ve kardiyıovasküler hastalık riskini arttırdığını göstermiştir.
Yüksek kan basıncı (Hipertansiyon). Damar yapılarında değişiklikler oluşmuştur ve risk artmıştır. Bazı tansiyon ilaçları LDL ve Trigliseridleri arttırıp HDL yi düşürebilir.Kontrollere önem vermek gereklidir.
Stres. Stres ve yüksek kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değildir.Ancak bazı araştırmacılar stres altındaki insanların kendilerini daha çok yiyerek veya alkol ve tütün tüketimini arttırarak teselli ettiklerini, bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediğini savunmaktadırlar.
Alıntı : http://www.saglikbilgisi.com/makale/Kan+Kolesterol+D%C3%BCzeylerini+Etkileyen+Risk+Fakt%C3%B6rler
mdogan Tarih 08 Aralık 2009
Son yıllarda sağlık açısından önemi daha iyi ortaya çıkan mucizevi bitki soya fasulyesi, Asya halkının beslenme alışkanlığında vazgeçilmez bir besin olarak yer alıyor. Yaklaşık 5 bin yıl önce Doğu Asya ovalarında keşfedilen soya, bugün sadece vejetaryen beslenme düzeninde değil, dünya mutfaklarında da önemli bir yere sahip. Büyüklük ve şekline göre uzun, yuvarlak, oval olan soya fasulyesi, hafif esmer ya da sarı renklidir. Mayıs ortasında ekilen soya Eylül ya da Ekim aylarında toplanır.
Soya fasulyesini bu derece önemli kılan, zengin bir protein kaynağı olması, insan vücudunun ihtiyaç duyduğu amino asitler açısından mükemmel bir denge oluşturması. Soya proteini hem çocuklar hem de yetişkinler için önemli bir kaynak. Aynı zamanda inek sütüne karşı alerjisi olanlar için de vazgeçilmez bir protein kaynağı. Kolayca sindirilebilen, kolesterol içermeyen soya ürünleri bu özellikleri nedeniyle diyet yapanlara da öneriliyor. İçerdiği B1 vitamini oranının ete nazaran daha yüksek olması; kalsiyum, demir, çinko, fosfor, magnezyum içermesi gibi nedenlerle uzmanlar sağlıklı bir yaşam ve dengeli beslenme için soya ürünlerinin kullanılmasını öneriyor.
ABD’de saç dökülmesi ve cildin gençleşmesi tedavilerinde kullanılan soya fasulyesinin, kemoterapi hastaları ve menopoz dönemindeki kadınlarda da olumlu etkilerinin olduğu saptandı.
Uzmanlar, kanser tedavisi ile ilgili hayvanlar üzerinde yürütülen klinik araştırmalar sırasında, soya fasulyesinin kemoterapi ilaçlarının olumlu etkisini daha da güçlendirdiğinin belirlendiğini ve soya fasulyesi kullanımında herhangi bir yan etkinin de görülmediğine dikkati çekerek şöyle söylüyorlar: ”Soya fasulyesinin kemoterapi öncesinde, hayvanlar üzerinde yaptığımız araştırmalar, daha da sevindirici sonuçları ortaya koydu. Hasta hayvanlarda kemoterapi öncesinde soya fasulyesi kullanımı sonucunda yaşam süresi 4 haftadan 8 haftaya çıkartılmıştır. Bu inanılmaz bir olay. Özellikle son zamanlarda soya fasulyesi, ABD’de saç dökülmesi ve cildin gençleşmesi tedavilerinde kullanılmaya başlandı. Tablet haline de getirilen soya, menopoz dönemindeki kadınlar ve kemoterapi hastalarına uygulanıyor. Soya fasulyesi, menopoz dönemindeki kadınların sıcak basmasını önlediği gibi kadınların kemik erimesini de yavaşlatıyor.”
Soya fasulyesinden doğal olarak yararlanıldığı gibi soya filizi, soya sütü, soya eti, soya yağı, soya unu ve tofu olarak da tüketiliyor. Bunların dışında tempeh, miso, soya kepeği ve soya sosu dünya mutfaklarında kullanılan diğer soya ürünleri.
Soya fasulyesinin kavrulup öğütülmesiyle elde edilen soya unu, yüksek nitelikli protein açısından zengin olmakla birlikte; mükemmel bir demir, kalsiyum ve B vitaminleri kaynağı. Nişastası az olduğundan mayalı ürünlerde toplam unun %20’si oranında un kullanılmalı. Pişirme ve kızartma sırasında hamurun su tutma özelliğini de artırdığından, elde edilen ürünler daha nemli oluyor. İçeriğindeki yağ, lif ve şeker; ortaya çıkan ürünün iç kısmına yumuşaklık veriyor. Yapısındaki çözünür protein, bol yağda kızartılan ürünlerin yağ çekme oranını azaltıyor. Keklerde soya unu kullanıldığında yumurta ve süt miktarını azaltmak gerekir. Soya unu muhallebi, pasta, kek ve erişte yapımında kullanılabilir.
Çin ve Japonya’da taze olarak tüketilen soya sütü yüzlerce yıldan beri uygulanan basit bir teknikle elde ediliyor. Islatılıp pişirilen soya fasulyelerinin öğütülüp bastırılarak sütünün çıkarılması yoluyla günlük olarak hazırlanıyor. Siz de aynı yöntemle soya sütü elde edebilirsiniz ve içecek olarak tüketebileceğiniz gibi milk shake, dondurma ve kremalı çorbalarda kullanabilirsiniz.
Ülkemizde de yaygın olarak kullanılan soya filizi genellikle çiğ olarak tüketiliyor. Soya filizi alırken fasulyesi kopmamış olanları seçin ve kısa sürede tüketin. Son yıllarda özellikle vejetaryenlerin tercih ettiği soya eti, soya ya da tofudan elde edilir. Büyük aktarlarda bulabileceğiniz soya etini, kırmızı ve beyaz ete alternatif olarak tüketebilirsiniz.
İdeal bir bitkisel yağ olan soya yağı, hafif tatlı ve kokusuz bir yağdır. Duman verme ısısı (230 C) yüksek olduğundan yüksek ısılarda kızartma yapmak için uygundur.
Soya loru olarak da bilinen ‘tofu’, nagari adlı bir maddenin soyayla karıştırılmasıyla elde edilir. Tofu, donmuş yağ açısından fakir olup kolesterol içermez. Genel olarak ne kadar yumuşaksa, yağ oranı da o denli düşüktür. Sodyum kısıtlaması olan diyetler için iyi bir alternatiftir. Vakumlu paketlerde aldığınız tofuyu yemeden önce bir müddet suda bekletin ve 1 hafta içinde tüketin. Diğer soya ürünlerinden tempeh, haşlanmış soya fasulyesi ile pirinç ya da darının karıştırılmasıyla hazırlanır. 24 saat bekletilen karışım aslında geleneksel bir Endonezya yemeğidir. Miso; soya fasulyesi, pirinç ya da arpa, tuz ve bir çeşit bakteri kültüründen oluşur. Miso çorbası Japonya’da özellikle kahvaltı ve öğle yemeklerinde içilir.
Son yıllarda çok fazla tükettiğimiz soya sosu ise mayalanma işlemi sonucu elde edilir. Mayalanma ‘köji’ adı verilen bir bakteri ile başlar. Soya sosundan özellikle tavuk ve kırmızı et yemeklerinde yararlanacağınız gibi bazı sosların yapımında da kullanabilirsiniz. Patates yemekleri ve türlü gibi çeşitlere de farklı bir lezzet katar.
Alıntı smsmese.org
Bu, özellikle hayatınızda dizinizi bükmekten daha fazla bir şey yapmadıysanız, gebeliğin gayretli bir egzersiz programına başlamanın tam zamanı olduğu anlamına gelmiyor. Ancak, gebelikten önce düzenli olarak egzersiz yapıyorsanız, doktorunuz tersine bir tavsiyede bulunmadıkça muhtemelen egzersizlere devam edebilirsiniz. Birçok doktor daha önce egzersiz yapmayan hastaların bile, hamilelik sırasında makul bir egzersize başlamalarını önermektedir.
Düzenli egzersiz programının erkekler ve kadınlar için uzun dönemli yararları çok iyi bilinmektedir. Araştırmalar egzersizin gelişmekte olan cenin üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etkisinin muhtemelen olmadığını göstermektedir. Ama, egzersiz annenin vücut dayanıklılığını arttırabilir.
Dayanıklılığın artmasının sonucu daha kısa ve daha kolay doğum olabilir. Bazıları bu etkinin kalp-akciğer sağlığına ve tahammül gücünün artmasına bağlı olduğunu ileri sürüyorlar. Fiziksel olarak sağlıklı bir annenin tahammül gücü, doğum sırasında bebeği itmesi gerektiği zaman özellikle değerlidir. Düzenli olarak egzersiz yapan kadınlar yorgunluğa yenilmeden daha uzun süre itebilmektedirler.
Daha kolay ve daha kısa bir doğum olasılığı, egzersiz yapma konusunda sizi ayartabilir, ama dikkatli hareket edin. Vücudunuzdaki hormonal değişiklikler nedeniyle, incinmeye daha açıksınızdır. Bağ dokuları daha kolay gerildiği için, eklemleriniz daha dengesiz ve daha kolay incinebilir durumdadır. Ayrıca, genişledikçe, ağırlık merkeziniz kayar ve dengenizi kaybedebilirsiniz.
Bu nedenle, çok eğilmek ya da eklemlerinizi çok fazla geren herhangi bir hareket tavsiye edilmez, yüksek etkili aerobik ya da sıçramaya dayalı başka hareketler de önerilmez. Ayrıca düşme tehlikesi nedeniyle dikkatli olmak gerekir. Tenis ve benzeri oyunlar oynamayın. Bu oyunlar sırasında ani yön değişiklikleri eklem zedelenmelerine yol açabilir.
Hamileliğin dört ayından sonra, cenine giden kan akışını kesme olasılığı nedeniyle, sırtüstü yatmanızı gerektiren egzersizlerden kaçının.
Ata binme, dağcılık, dalma ve su kayağı gibi ağır ve potansiyel olarak tehlikeli etkinliklerden kaçının. Hamileliğiniz sırasında kayak yap-mayın. Bazı uzun mesafe koşucuları hamilelikleri sırasında kendilerine ya da bebeklerine zarar vermeden maratonları tamamladılarsa da, hamilelik maraton koşusu için uygun bir zaman değildir.
Bu birkaç egzersiz kısıtlamasına karşın, hamile bir kadın için uygun olan birçok spor ve egzersiz vardır. Hamilelik sırasında en iyi egzersiz yüzmektir. İyi bir dolaşım antrenmanı sağlar; suyun kaldırma gücü sayesinde, eklemlerinizin zedelenmesi riski yoktur.
Düşük etkili aerobik uygundur ve bazı yerlerde bebek bekleyen annelere yönelik düşük etkili aerobik kursları vardır. Gebelikten önce bu etkinliklerden hoşlanıyorduysanız, jogging ve bisiklet de uygundur. Her zamankinden daha fazla yoruluyorsanız, etkinlik seviyesini düşürebilirsiniz. Hamilelik sırasında yürüyüş sık sık tavsiye edilir ve egzersiz yapmaya başlamak isteyen, daha önceden aktif olmayan hamile kadınlar için önerilen ilk egzersizdir.
Hangi egzersizi seçerseniz seçin, başlamadan önce doktorunuza danışın. Çoğu kadın için hamilelik sırasında egzersiz güvenli olduğu halde, bazı hamile kadınlarda egzersizi tehlikeli hale getiren hipertansiyon gibi sorunlar vardır.
Kendinizi tüketecek kadar egzersiz yapmayın. Antrenman sırasında su kaybını önlemek için bol bol sıvı için. Hava sıcak ve nemliyse, yürüyüşünüzü ya da koşunuzu daha serin bir güne erteleyin.
Alıntı : http://www.saglikbilgisi.com/makale/Gebelik+ve+Egzersiz
Gebe bir kadın aldığı günlük kaloriyi artırmalıdır , bir çok hamile kadın hamilelik öncesinde aldığı kaloriden günlük 300 kalorilik bir artışa ihtiyaç duyar , ve hamileliği süresince de kilo alır. Seyrek yapılan yada artan fiziksel aktiviteler sonrasında alınacak kaloride ayarlamalara gidilebilir.
Boyu kilosuyla orantılı bir kadın için hamilelik süresince alınması gereken ortalama kilo 12.5 olup bu değer önerilen 11 ila 16 kilo arasındadır. Fakat boyu kilosuyla orantılı olmayan daha zayıf olan kadınlar için önerilen kilo artışı 18 kg dir. Şişman kadınlar için önerilen kilo artışı 7 ila 11 kg dir. Şişman kadınlar hamileleik süresince ne diyet yapmalı ne de kilo kaybetmeye çalışmalıdır. Bununla birlikte hamilelik dönemi şişman bir bayan için yemek alışkanlıklarını değiştirmesi için ideal bir dönemdir. Annedeki kilo artışı hamilelik süresince anne ve bebek arasında ayrı bir şekilde paylaşılır. Annede yağ , hamileliğin erken dönemlerinde depolanır ve gebeliğin ortalarında besin depolanması en yüksek seviyeye ulaşır. Bu erken depolanma işleminin hamileliğin son 10 haftasında hızla büyüyecek olan bebek için gerekli olabilecek enerjiyi sağlamak için yapıldığı düşünülmektedir.Hamileliğin son döneminde bebeğin hızlı gelişimiiçin ihtiyaç duyulacak enerji ve anne adayının artan metabolik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla gebeliğin ortalarında plasental büyümede ve organların ağırlıklarında hızlı bir artış yanında kan yapımında da hızlanma görülür. Hamileliğin erken döneminde depolanan ve hamilelik süresince kullanılmayan yağ deposu emzirme için gerekli olan enerji ihtiyacını karşılamak için kullanılır.
Özellikle hamilelik öncesinde sağlıklı olmayan kadınlarda görülmekle birlikte hamilelik döneminde yeterli besin alamayan anne adaylarının bebeklerinin düşük doğum ağırlıklı olma şansının daha fazla olduğu araştırmalar ile gösterilmiştir. Bu risk annenin yaşam tarzıyla da ilgilidir, mesela hamilelik döneminde sigara içmek gebeliğin sonucunu etkileyecektir. Bununla birlikte fazla kilo almak da iyi değildir. Şişman kadınlar gebelik süresince problemler yaşayabilirler. Kolların ve uylukların üst kısımlarında biriken yağ dokusunun doğum sonrasında geri dönüşü çok zordur.
Sağlıklı beslenme fazla kilo almadan gerekli besin ve kaloriyi almak için iyi bir yoldur. Patates cipsleri , soda , ve çikolatalar yerine meyva, yoğurt ve şekersiz tahıl yemek gerekli besinleri almak için bir yoldur.
İdeal olarak gebeliğin ilk 3 ayında ,birinci trimestri dönemi , 1.3 kg ila 3.6 kg ve bundan 1 hafta sonra da 400-450 gr alınmalıdır. En hızlı kilo artışı son 3 ay içerisinde olur. Bebek doğduktan 1 yada 2 hafta sonra yaklaşık olarak 8 , 9 kilo kaybetmelisiniz. Eğer gebelik süresince aşırı kilo almadıysanız hamilelik öncesi kilonuza 4 , 6 ay içinde geri döneceksiniz.
Nadiren de olsa bazı kadınlarda gebeliğin son haftalarında sıvı birikimi görülür.Bu sıvı birikimi bir haftada aşırı kilo almaya ve ayaklarda ve yüzde ödem oluşmasına sebep olabilir. Aynı zamanda bu sıvı birikimi pre-eklamsi ( gebelikte şiddetli tansiyon yüksekliği ile seyreden riskli bir hastalık) adlı hastalığın işareti olabilir. İşte bu nedenlerden doktorunuz her hafta sizi muayene ederek kilo artışınızı ve sağlığınızı kontrol edecektir.
Alıntı : http://www.saglikbilgisi.com/makale/Hamilelikte+Al%C4%B1nan+Kilolar






![]() | Bugün | 217 |
![]() | Dün | 274 |
![]() | Bu hafta | 218 |
![]() | Geçen hafta | 1645 |
![]() | Bu ay | 1862 |
![]() | Geçen Ay | 5350 |
![]() | Hepsi | 34587 |